ASİAD Kocaeli Şubesi

T. +90 262 323 05 40

F. +90 262 322 68 38

kocaeli@asiad.org.tr

 

TÜRKÇE  ENGLISH

 

ASİAD'ın 2010 Yılı Değerlendirmeleri ve Öneriler

Ekonomist N. Selim IŞIKLAR başkanlığındaki ekip tarafından hazırlanmıştır.

04.09.2010, İstanbul

12 Eylül Referandumu Sonuçları Demokrasi Açıklarının Kapanma Sürecini Hızlandıracak.

1) Türkiye halkı reformlara devam edilmesi gerektiğinin ve istikrarı sürdürme kararı verdi. Türkiye arkasına aldığı bu rüzgârla mali disiplinden ödün vermeden kaynaklarını etkin bir şekilde kullanarak yeni bir ekonomik program ve anlayışla 2023 yılına kadar Dünya’nın ilk 10 ülkesi arasına girmeyi başarmalıdır.

2) 2002 - 2007 yılları içinde ortalama yüzde 6,8 oranında düzenli bir şekilde büyürken küresel kredi ve likidite krizinin çıktığı 2008 yılının son çeyreğindeki gelişmeler sonrası 2008 sonunda 0,7 büyüyebilmiş, 2009 yılında ise yüzde 4,7 küçülmek zorunda kalmıştır.

2010 yılının ilk çeyreğinde yüzde 11,7 büyüyen ekonomimiz ikinci çeyrekte de tahminlerin üzerinde büyüyerek yılın ilk yarısını 10,3 ‘lük büyüme ile tamamlamıştır.

Beklentimiz ABD ve Avrupa Birliği Merkez Bankalarının büyümeyi teşvik edici politikalarının devamı ve referandumdan çıkan istikrarın ve reformların devamından yana olan sonuç, sıcak para girişinin devam etmesini sağlayacaktır. Büyüme tahminimiz yüzde 7’dir.

Cari Açık Tehlike Sinyali

Türkiye krizin etkisinden kurtulurken bütçe performansıyla olumlu cari açığın hızla artmasıyla tehlikeli bir döneme girdi. Türkiye ekonomisinin 2010 yılı ilk yarısındaki hızlı büyümesi ve dünyada yüksek seyreden petrol fiyatları ve değerli TL cari açığı ilk 7 ayda 24,3 milyar dolara çıkardı. Yılsonuna kadar 35 - 40 milyar dolarlık bir açık gayri safi milli gelir oranı dikkate alındığında ürkütücü değilse de bir uyarıdır.

Türkiye’nin hızlı büyümesi nedeniyle artan enerji faturasının bir sonucu olan cari açığın önüne geçmek için enerji tüketen bir ülkeden enerjisini üreten bir ülkeye doğru hızla ilerlemelidir. Yenilenebilir enerji teşvik yatırımları teşvik edilmelidir.

Hükümetimizin komşularla sıfır problem politikası son derece olumludur. Dış ticaretimizin lehimize gelişmesinde çok önemli gelecekte çok önemli katkılar yapacaktır. Buna inancımız tamdır.

Ancak bölgemiz ve ülkemizdeki doğal kaynaklardan daha fazla yararlanarak üretici pozisyonuna bir an önce geçmek, Dünya ticaret merkezinin hızla doğuya kayması neticesinde Çin, Hindistan, Güney Kore ve körfez ülkeleriyle teması sürekli sıcak tutarak dış ticaretimizi dengelemeliyiz. Türkiye’nin jeopolitik yapısı Asya ile Avrupa arasında bir köprü vazifesi görmesine neden oluyor. Politik risklerin sona ermesiyle en önemli sorun olan dış açıkların sıcak paranın yanı sıra yüksek kalitedeki üretim kapasitemiz ile karşılanmasını temin edecek politikalar üretmeliyiz.

Kredi Notunun Artmamasında Cari Açıklar Etkili Oluyor.

2001 yılındaki likidite krizi sonrası GSMH ‘nın yüzde 80 ‘ini aşan dış borcu nedeniyle IMF ‘ye sarılan Türkiye 2010 yılında IMF ile anlaşmamasına rağmen yoluna devam ediyor. Borçlu ülkeler arasında borç yükü açısından hafif ülkeler arasında yer alması bizleri memnun ediyor.

Dünyadaki Gelişmeler

Çin hızla büyürken ABD, AB ve Japonya büyümeyi teşvik için daha fazla çaba harcayacak.2008 yılında ABD ‘de konut sektöründe başlayan kriz halen azalarak da olsa sürüyor. ABD enflasyon ve büyümede beklentilerin altında bir gelişme sergilerken, AB bütçe açıkları nedeniyle dizginleri sıkı tutuyor. Japonya’da ise 50 yıllık liberal partinin yenilgisi YEN ‘in hızla değer kazanmasına yol açınca işler biraz karışmış görünüyor.

Çin ise hem ABD‘yi hem de tüm dünyayı sırtlamak zorunda.

Eksen Kayması

Ortalama her yıl yüzde 10 büyüyen bir devle karşı karşıya dünya. Dünyanın yeni lideri Çin olmak üzeredir. Türkiye’nin stratejik ortaklık yapması gereken bu Dev 2050 yılında ABD‘nin iki katı büyüklükte bir ekonomiye sahip olacak. Bu büyük ülkeyle daha yakın ilişkiler kurarak geçmişten kaynaklanan sorunları makul bir yolla çözerek dost ve ortak bir gelecek dizayn etmeliyiz.

Turizm, enerji ve inşaat sektörlerinde sıkı ilişkiler kurarak sadece iş dünyamızın Çin’i değil, Çin’in de bizi keşfetmesine yardımcı olmalıyız.

Avrupa’nın artan sorunları ve yakın bir gelecekte baş etmesi çok zor olan sorunları gelecekte ticaretimizin doğuya kaymasını gerektirebilir. Yeni ihracat pazarları arayan sanayici ve işadamlarımıza daha fazla destek ve yardım edilmelidir.

İşsizlik ve İstihdam Sorunu

2010 yılının işsizlik oranlarının yüzde 14-15 ‘lerden yüzde 10,5 ‘e doğru çekilmesi son derece memnun edici bir gelişme. ABD ‘de yüzde 9,6 ya yükselirken yakın komşumuz Yunanistan’da yüzde 11,9 a çıkması Avrupa genelinde yüzde 10,3 e ulaşmasına rağmen Türkiye’de azalması olumlu ancak önümüzdeki yıl bu oranın az da olsa artma olasılığı yüksek gözüküyor.

Düşük faiz ve enflasyona karşılık yüksek büyüme dönemlerinde istihdamın artması son derece olumlu ancak yapısal sorunlar nedeniyle kayıt dışına kayan istihdamın yükseltilmesinde çalışanların işyerlerine olan vergi yükünün azaltılması ve teşvik edilmesi son derece önemli. Bu konuda hükümetimizin daha fazla çaba sarf ederken özel sektörün de krizleri bahane eden yaklaşımlardan elbette kaçınması gerekir. 2008 - 2009 yılları arasında yaşanan kriz nedeniyle uygulamaya sokulan teşvikler ve vergi indirimleri ekonominin soğumaya başlaması beklenmeden uygulamaya sokulmalıdır. 2010 yılı için şu an bir sorun gözükmüyor. Ancak 2011 yılında muhtemel aşağı yönlü hareketlerin para ve sermaye piyasalarından başlayarak sanayi sektöründe yeni bir resesyon oluşturma riskini hükümet göz ardı etmemelidir.

Limanlar Hızla Özelleştirilmeli ve Yeni Limanlar Tahsis Edilmelidir

Dünya deniz taşımacılığının bugün için 500 milyar dolarlık pastasından Türkiye yalnızca 500 milyon dolarlık bir paya sahip olması düşündürücüdür. Türkiye’de Denizcilik sektörüne daha özel bir önem verilmelidir. Gemi inşası ve gemi ihracatı teşvik yasasında yeniden düzenlenmelidir.

 Uzun Vadeli Uygun Faizli Teminatlı Finansman Modelleri Geliştirmelidir.

İstanbul, İzmir, Antalya gibi Turizm merkezlerine Kurvaziyer gemilere ana limanlar hizmete sokulmalıdır. Dünya ekonomik forumu (WEF)’in hazırladığı dünya rekabet raporunda Türkiye’nin hala 72. Sırada olması üzücüdür.

İhracatçıların Sorunları, Merkez Bankası ve Kur Rejimi Tartışmaları ve Öneriler.

Dünyada ticaret hacmindeki gelişmelere paralel ihracat ve ithalatta 2002 - 2007 yıllarında ciddi ivmeler yakalanmıştır.

Gelişmiş ülkelerin para birimleri değer yitirirken emtia fiyatları bu para birimleri karşısında sürekli değer kazanmış gelişmekte olan ülke para birimleri de ABD doları ve Euro karşısında değerlenmişlerdir.

Son günlerde politik arenada yaşanan pozitif gelişmeler ve yabancı sermaye girişinin hızlanmasıyla kurlarda bir gevşeme söz konusudur. Buna karşılık Merkez Bankası günlük döviz alım ihalesinde aldığı miktarı günlük 30 milyon dolardan 40 milyon dolara çıkarmıştır. Ancak kurlar buna rağmen baskıda kalmıştır.

Dalgalı kur rejiminde Merkez bankası kura müdahale edemez piyasa kurları belirler. Bu nedenle Merkez Bankasının kura yapacağı müdahaleler etkili olmayabilir. Buna karşılık alı miktarını günlük 40 milyon dolardan 100 milyon dolara çıkarması durumunda rezervlerin istenilen seviyeye çekilmesi mümkün olabilir. Ancak kurlara doğrudan müdahale sıkıntı yaratır.

Ayrıca bu günkü kur rejimi terk edildiğinde risk devlette olacağı için sonuçta sorun dönüp dolaşıp vatandaşı cebine yansıyacaktır. Türkiye’nin artan cazibe merkezi olması nedeniyle kurun bu seviyesinden giriş yapan sermayeyi de ürkütmeden kurun daha fazla gerilemesini etkiyen yeni bir model araştırılmalıdır.

 

Her Hakkı Saklıdır © 2010 ASİAD. En iyi performans için web tarayıcısı Internet Explorer, çözünürlük olarak 1280 x 800 önerilir.

[ Sayfa Başı ]  [ Ana Sayfa ]